Kategorizasyon
Çevremizdeki insanları ve kendimizi, durup bir an
izlediğimizde, aslında Kuran'ın ruhuna ne kadar ters davranışlarda
bulunduğumuzu farkedebiliriz. Kuran bize her zaman, ne kadar özgün olduğumuzu
hatırlatmaya çalışır. Aslında olaya Kuran açısından bakmayarak, sadece bilimsel
bakış açısıyla da, akıl yolllu idrak edebilmeliyiz bunu.
Gelenek, görenek, çevre, ideoloji, vakıf, cemaat, cemiyet,
mezhep, grup, moda, şekil... Tüm bunlar Allah'ın yarattığı olağanüstü özgün
insana aykırı oluşumlardır. Bir insan hiç ama hiçbir konuda kendini kategorize
etmemelidir. Bir kategoriye ait hissetmenin bazı davranışsal sonuçları vardır.
En tehlikelisi ise ait olduğun gruptan medet ummaktır. (İyyâke na’büdü ve
iyyâke neste’în. Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden mağfiret dileriz.) Bu
farkında olmadan yapılan bir şirktir. Hiç bir insanın, istisnasız, aile de
dahil, senin ölüm öncesi ve sonrası hayatına, Allah istemedikçe, hiç bir etkisi
olamaz. Bir gruba ait hissetmek, grup üyelerinden günün birinde dünyevi uhrevi
yarar göreceğini düşünmek, Kuran’ı hiç anlamadığını gösterir. İkinci bir kötü
yanı ise, yukarıda saydığımız kategorizasyonların, senin davranışlarını, yaşama
şeklini, giyinmeni vb.. belirli kalıplara hapsetmene yani şartlanmana yol
açmasıdır. Kuran ın öğrettiği inançta, şartlanmalar ilk terkedilmesi gereken
şeylerdendir. Dünyevi şartlanma ve şekilcilik, hiç bir insanın parmak izini
bile aynı inşa etmeyen Yaratıcıya haksızlıktır.
Alemlerin Rabbi, yeryüzüne gelmiş en gelişmiş beyne sahip,
tam tefekkür seviyesinde olan Peygamberimiz Hz. Muhammed’e ilk emir olarak “Oku!”
demiştir. İlk kelime, ilk ayet “Oku”. Neyi oku? O ana kadar okunması gereken
bir kitap bir yazı yok. Yazı okumaktan bahsedildiğini hiç sanmıyoruz. Şifreyi
oku..., kodu oku... başlangıcı, süreci, sonunu.. insan hayatlarının nasıl bir
etkileşimle birleştiğini, tüm hayatlar, evrende var olan tüm hareket ve olaylar
yine tüm evreni nasıl etkiliyor oku. Tüm bu sistem nasıl kontrol ediliyor, dua
dediğimizin sadece bizim hayatımızı değil, tüm dünyayı nasıl etkilediğini oku.
Allah maddesel evren sürecini hokus pokus yöntemiyle yaratmamıştır.
İnsanoğlunun hala çözemediği ve çözemeyeceği, muhteşem ilmiyle yaratmıştır.
Herşey evrensel kanunlara uygun işlemektedir. Tüm dünya fizikçileri ölçümler
sonucunda evrenin genişlediğini, ilk büyük patlamanın radyo dalgalarını alıcılarını
uzayın ne tarafına çevirilerse çevirsinler aynı şekilde aldıklarını, atomu
oluşturan parçacıkların büyük patlamanın ilk evrelerinden günümüze nasıl evrim
geçirdiğini artık net olarak biliyorlar. Zaten bulmaya çalıştıkları şey Allah’ın
ilmi, yani yaratılış. Fakat inançtan geçirmedikleri için tıkanmaya mahkum bir
çalışma. Bir şekil dua ediyorlar ama farkında değiller.
Canlılıkta ne yukarıdan indirme ile ne de tesadüfen
başlamıştır. Evrende canlılığın olabileceği dünya gibi bir gezegen olma
ihtimalini araştıran bilim adamları olasılığın yaklaşık, 1026 da 1
olabileceğini hesaplamışlardır. Yine bilim adamlarına göre evrendeki yıldız
sayısı yaklaşık 7×1022 dir. Yani ikinci bir dünya olma olasılığı çok
çok düşüktür. Bu da tüm evrenin insanın test süreci için yaratıldığını
düşündürmektedir. Canlılığın evrimsel süreci, ilimle, Allah’ın ilmiyle artık
netleşmiştir. Bunu inkar etmek sistemi OKU yamamaktır. Mitolojik masallar gibi
inanç modelleri gelişmiştir. Ve bu modellere giyim sakal gibi şekiller
eklemişlerdir. Bunu nyaparak hem kendilerini bir moda sokmakta yani kategorize
etmekteler, hem de aslında Peygamberimiz gibi giyindiklerini iddia ederek
aslında, o zamanlarda yaşayan kafirler gibi de giyindiklerini öngörmemişlerdir.