31 Ekim 2011 Pazartesi


Kategorizasyon

Çevremizdeki insanları ve kendimizi, durup bir an izlediğimizde, aslında Kuran'ın ruhuna ne kadar ters davranışlarda bulunduğumuzu farkedebiliriz. Kuran bize her zaman, ne kadar özgün olduğumuzu hatırlatmaya çalışır. Aslında olaya Kuran açısından bakmayarak, sadece bilimsel bakış açısıyla da, akıl yolllu idrak edebilmeliyiz bunu.
Gelenek, görenek, çevre, ideoloji, vakıf, cemaat, cemiyet, mezhep, grup, moda, şekil... Tüm bunlar Allah'ın yarattığı olağanüstü özgün insana aykırı oluşumlardır. Bir insan hiç ama hiçbir konuda kendini kategorize etmemelidir. Bir kategoriye ait hissetmenin bazı davranışsal sonuçları vardır. En tehlikelisi ise ait olduğun gruptan medet ummaktır. (İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în. Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden mağfiret dileriz.) Bu farkında olmadan yapılan bir şirktir. Hiç bir insanın, istisnasız, aile de dahil, senin ölüm öncesi ve sonrası hayatına, Allah istemedikçe, hiç bir etkisi olamaz. Bir gruba ait hissetmek, grup üyelerinden günün birinde dünyevi uhrevi yarar göreceğini düşünmek, Kuran’ı hiç anlamadığını gösterir. İkinci bir kötü yanı ise, yukarıda saydığımız kategorizasyonların, senin davranışlarını, yaşama şeklini, giyinmeni vb.. belirli kalıplara hapsetmene yani şartlanmana yol açmasıdır. Kuran ın öğrettiği inançta, şartlanmalar ilk terkedilmesi gereken şeylerdendir. Dünyevi şartlanma ve şekilcilik, hiç bir insanın parmak izini bile aynı inşa etmeyen Yaratıcıya haksızlıktır.
Alemlerin Rabbi, yeryüzüne gelmiş en gelişmiş beyne sahip, tam tefekkür seviyesinde olan Peygamberimiz Hz. Muhammed’e ilk emir olarak “Oku!” demiştir. İlk kelime, ilk ayet “Oku”. Neyi oku? O ana kadar okunması gereken bir kitap bir yazı yok. Yazı okumaktan bahsedildiğini hiç sanmıyoruz. Şifreyi oku..., kodu oku... başlangıcı, süreci, sonunu.. insan hayatlarının nasıl bir etkileşimle birleştiğini, tüm hayatlar, evrende var olan tüm hareket ve olaylar yine tüm evreni nasıl etkiliyor oku. Tüm bu sistem nasıl kontrol ediliyor, dua dediğimizin sadece bizim hayatımızı değil, tüm dünyayı nasıl etkilediğini oku.
Allah maddesel evren sürecini hokus pokus yöntemiyle yaratmamıştır. İnsanoğlunun hala çözemediği ve çözemeyeceği, muhteşem ilmiyle yaratmıştır. Herşey evrensel kanunlara uygun işlemektedir. Tüm dünya fizikçileri ölçümler sonucunda evrenin genişlediğini, ilk büyük patlamanın radyo dalgalarını alıcılarını uzayın ne tarafına çevirilerse çevirsinler aynı şekilde aldıklarını, atomu oluşturan parçacıkların büyük patlamanın ilk evrelerinden günümüze nasıl evrim geçirdiğini artık net olarak biliyorlar. Zaten bulmaya çalıştıkları şey Allah’ın ilmi, yani yaratılış. Fakat inançtan geçirmedikleri için tıkanmaya mahkum bir çalışma. Bir şekil dua ediyorlar ama farkında değiller.
Canlılıkta ne yukarıdan indirme ile ne de tesadüfen başlamıştır. Evrende canlılığın olabileceği dünya gibi bir gezegen olma ihtimalini araştıran bilim adamları olasılığın yaklaşık, 1026 da 1 olabileceğini hesaplamışlardır. Yine bilim adamlarına göre evrendeki yıldız sayısı yaklaşık 7×1022 dir. Yani ikinci bir dünya olma olasılığı çok çok düşüktür. Bu da tüm evrenin insanın test süreci için yaratıldığını düşündürmektedir. Canlılığın evrimsel süreci, ilimle, Allah’ın ilmiyle artık netleşmiştir. Bunu inkar etmek sistemi OKU yamamaktır. Mitolojik masallar gibi inanç modelleri gelişmiştir. Ve bu modellere giyim sakal gibi şekiller eklemişlerdir. Bunu nyaparak hem kendilerini bir moda sokmakta yani kategorize etmekteler, hem de aslında Peygamberimiz gibi giyindiklerini iddia ederek aslında, o zamanlarda yaşayan kafirler gibi de giyindiklerini öngörmemişlerdir.

Yaklaşık 20 kadar ruhsuz insan türünden sonra, bir meteorla dinazor ismi verilen büyük hayvanlar yok edilir.. O dönemde neanderthal, homo erectus vs bikaç insan türü yeryüzünde bulunmaktadır. İki türün birbiri ile veya aynı türün kendi içinde yaşadığı tek gen mutasyonu ile homo sapiens yani, ilk ruhlu insan türü doğar. Adem… Bundan sonra tüm üreme tek kaynaktan yayılmaya başlar. Ruh tabir ettiğimiz, rabbimiz, yani teklik mertebesinde olan ve onun varlığından gayrı, maddesel veya hissel, hiç bir varoluş olmayan, tek mutlak güç Allah (cc) ın kendi esmasından bize bahşettiği özellikler bütünüdür. Hayvandan farklıdır çünkü, kudret, ilim, doğruluk, sorgulama gibi sayıları 99 olduğu varsayılan (aslında 100 ün üzerinde keşfedilmiştir) Allah sıfatından belirli ölçülerde almıştır. İnsanlar için hayvanlar veya bilgisayar oyunlarındaki yapay zeka ne ise, yaratıcımızla bizim aramizdaki durum benzer fakat ölçülemez derecede daha karmaşığı ve büyüğü olabilir.
Tüm varoluşu bünyesinde barındıran, Allah (cc), varlığında her an sonsuz sayıda, son derece dinamik bir yaratış ortamı bulundurmakta olabilir.Ve bu ortamda, kendi mevcudiyetinde bulunan sonsuz sayıdaki ismi, sıfatı yani manası, her an yeni bir formda, sonsuz karmaşık kombinasyonlar oluşturur ve bizim maddesel evrenimiz gibi nesnel veya hissel sonsuz sayıda varoluş şekli ortaya çıkar (Ayette Her an yeni şandadir denmektedir). Bizim evrenimiz de, bu ortamın içinde oluşmuş bir processtir ve Allah’ın Kitabında bu sürecin başlangıcı, süreç ve sonu hakkında her şey açıklanmıştır. Elbetteki bu Bilgi en çok mecaz sanatını kullanmıştır. Bunun sebebi ise, her ne tarihte olursa olsun, okuyan bir insanın, kendi evrim yelpazesindeki beyin kapasitesine göre, idrak edebilmesi ve teklik kavramını hissederek yakin olabilmesidir. Yakin olmakla, olmamak arasında sadece bir eşik değer vardır. Ve insan olarak varedilen her varlık kendi eşik değerini geçmekle sorumludur. Fakat bunun olmaması da, nasıl istatistik gibi Hak bir dünya bilimi varsa, Allah Katında bunun çok daha karmaşığı olan benzer bir durum da Haktır. Yani zaten olması gereken olmaktadır. Çünkü bu kodun yazıcısı kendisidir ve onun bir parçası olarak sizden bu şifreyi Oku! manız istenmiştir. Bunun nedenini daha sonra anlatacağız. Yanlış konuşmamaya çalışarak bize göre ortalama bir insan beyninin, Allah’ı algılayabileceği, en akla yatkın Allah tanımı bu şekilde yapılabilir.
Peki insan prosesi nasıl başlamıştır? İnsan, Allah’ın bünyesinde ve Allah’ın kendisine verdiği yaklaşık yüz manadan oluşan, bağımlı yapay zekaya sahip, hologramik yani hissel bir beden olarak yüksek mertebede yaratılmıştır. Meleklerin secde etmesi anlatımının altında insanın varolduğu konum etrafında bulunan varoluşların, insana göre daha az sayıda manadan oluşan varlıklar olması (hepsi iyi manlardan oluşan varlıklar olabilir, biri hariç) ve bunu kabul etmeleri esası var olabilir. Bu süreçte bir varlık İblis, (adını sonradan almıştır) tekliği kavrayabilecek bir mertebede olmasına rağmen, sahip olduğu manaların, insandakinden az sayıda olduğu fakat çok daha güçlü manalar olduğunu hissetmiştir. Bu his, ona insana doğru hamle yapmasına ve ilk insan ruhu Ademin buna kanmasına sebep olmuş, ve yaratıcımız Allah (cc), iblis ve insanı o anda aşağı mertebeye düşürmüştür. Bunu İlminin gereği olarak yapmış, ve yine ilminin gereği olarak, nihai konumlarını belirlemek üzere maddesel evreni big bang ile patlatarak bir Hak süreci başlatmış olabilir.
Günümüz adıyla homo sapiens, evrimleşerek uygun hale gelmiş beyni, ve son gen mutasyonu ile, beyinde yapılan son montajın ardından biyolojik beden içinde sürece dahil olmuştur. Bütün sistemlerin belirli kuralalar bütününe yani ilme dayandığı gibi, bizim maddesel evren sistemimiz de, barındırdığı yaklaşık sadece 100 elementin izin verdiği kombinasyon sayısı ölçüsünde bir ilme sahiptir. Ve bunlar yine Allah’ın ilmidir, yanlızca onun mevcudiyetini kurguladığımızda son derece ilkel kalmaktadır. Algılarımızın yüksek etkisi ile, beynimizin bir yerlerinde teklik bilgisi var olduğu halde, son derece üst düzey ve derin bir ortamda yaratılmış bir varlık olmamıza rağmen, insan, bulunduğu bu ilkel ortamı gerçeklik gibi algılama yolunu seçebilir. Bu istatistiksel bir biçimde de kurgulanabilir. İstatistik te, matematik, fizik gibi Allah’ın bu evren için koyduğu kurallara dayanan ilimlerdendir ve Haktır. Sonuçta, insanların, bu proses sonucu bir kısmının belirli bir konuma, kalanının çok daha farklı bir konuma gitmesi de istatistiksel olarak olası ve dolayısyla Haktır.
Bir iç proses olarak başlatılan canlılık hayatı, tek hücrelilerden başlayarak inanılmaz çeşitlenen bir evrim sürecinin ardından, yanlız 100 civarı elementten oluşabilecek tüm kombinasyonlar oluşturulmuş, bu kapsamda insan ruhu için uygun bir beden inşa edilmiş olabilir. Fakat beyin evrimi durmamıştır. İnsan en ilkel çağlardan bugüne dek sosyolojik etkenlerin de yardımıyla gelmiştir ve burda tüm insan çeşitlerinin , her tür çağda, her tür görünümde, her tür yaşta, her tür ortamda, zengin fakir, zenci sarı, çin kültürüne göre, amerikan kültürüne göre, olabilecek belki her tür insan, dna gibi harika bir şifreleme yöntemi ile test sürecinden geçmekte olabilir. Her beyin özgündür, ve yaşanan her hayatta öyle. Her insan kendi mücadelesini vermektedir. Ama bir çoğu bunun mücadele bile olduğundan bi haber dünya yaşamını tamamlamaktadır. Allah kendi mevcudiyetinde oluşturduğu, kodunu ve şifresini kendi yazdığı bir süreci yaratmaktadır, işte bu yüzdendir ki hikmetinden sual olunmazdır.
İnsanoğlu akıl yolu ile bazı mertebelere çıkabilir. Fakat asla, prosesi kendi için olumlu sonuçlandırmasına yarayacak, iman kilidi açık değilse, gereken eşik değeri geçemeyecektir. Bu evrensel varoluş sisteminin ilmidir. Bu ilimde cihaz beyindir, ve beyin gerekli bölümlerde gerekli filtrelerden geçirdiği algı sonuçlarını, yargı ve davranış olarak bir veritabanına yazar. Bedensel kilit açılana kadar cihaz sayesinde, gerekli gücü kazanmış veritabanı, hissel beden, kilit açılınca serbest kalır ve içinde bulunduğu boyutun tüm çekimlerine maruz kalır. Elbette bu o ortamı anlatmak için oldukça basit bir yoldur. Çünkü o boyuta geçiş aşamasında ve geçiş sonrası algılanacak herşey, dünya hayatında gördüğü hiçbirşeye benzemeyecektir. Bu korkuyu tarif eden bazı hadisler vardır. Böyle bir ortamın geçişi için hiçbir düşünce ve eyleme sahip olmayan bireyler için durum daha şaşırtıcı gelebilir. Dahası korku da çok daha şiddetli olabilir.

MaviKaan